Fransa’da Sosyalist Parti önseçiminin anlattıkları

0
1275

Kemer sıkma politikalarıyla ekonomik krizin faturasının emekçilere kesildiği korkunç beş yıllık Sosyalist Parti iktidarı sona yaklaşırken, Nisan ve Mayıs aylarında düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için partilerin aday belirleme süreci devam ediyor. Nitekim dün (29 Ocak) iki milyona yakın sol sempatizanı, Sosyalist Parti ve müttefik küçük partilerin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için ülke çapında sandığa gitti. Benoît Hamon ile Manuel Valls arasında geçen ikinci turda kazanan, yaklaşık %58 gibi önemli bir oy oranıyla Benoît Hamon oldu.

Bir ay önce Paris sokaklarında biri, Sosyalist Parti’nin adayının, partinin sol kanadında yer alan Benoît Hamon’un olacağını söyleyecek olsaydı, kuşkusuz kimse ona inanmazdı, hatta alay ederdi. Zira adından başka hiçbir şeyi “sosyalist” olmayan bu sosyal-liberal reformist parti, on yıllardır “dünya gerçeğine ayak uydurma” kisvesi altında, neo-liberalizmin ikinci ayağı işlevini görüyordu. Mevcut Cumhurbaşkanı Hollande ve şürekâsının önderliğinde bu parti, sosyal-liberal olarak tanımlanan bir hat izleyerek, burjuva sağ partilerin ikiz kardeşi rolünü üstlenmişti. Bu rolü anlamak için tamamlanmak üzere olan beş yıllık “sosyalist” yönetimin icraatlarına bakmak yeterli: Çalışma sürelerinin arttırılmasını ve işten çıkarmaları kolaylaştıran İş Yasası, OHAL ilanı ve terörizmle mücadele bahanesiyle sol ve emek hareketinin kriminalize edilmesi, büyük şirketlerin yüz milyar euro’ya varan miktarda vergi yükünden kurtarılması, kısacası işçi sınıfının sosyal kazanımlarının elinden alınması ve krizin faturasının kemer sıkma politikalarıyka emekçilere çıkarılması…

Hamon ile yarışan Valls, yaklaşık üç yıl Hollande’un başbakanlığını yaptı ve geçtiğimiz Aralık ayında adaylık kampanyasını yürütmek amacıyla görevinden ayrıldı. Tıpkı Hollande gibi Valls partinin en sağında yer alıyor. Tartışma yaratan fikirleri, gerçekten “solcu” olup olmadığının daima sorgulanmasına neden oldu ve iş, “sağın sosyalisti” olarak adlandırılmasına kadar vardı. Fransa’nın TÜSİAD’ı olan MEDEF’in yaz okulunda büyük patronların coşkulu alkışları eşliğinde “Şirketleri seviyorum” şeklindeki söylemi, sınıfsal tercihini hafızalara kazıdı.

Kazanan Hamon ise, Arnaud Montebourg ile birlikte, beş yıl boyunca emekçilerin kanını emen Hollande-Valls yönetimine muhalif, partinin sol kanadının önderlerinden biri oldu. İş Yasası, OHAL, terör şüphesi nedeniyle vatandaşlıktan çıkarma, şirketlerin vergi borçlarının silinmesi gibi konular başta olmak üzere, birçok noktada hükümete açıkça muhalefet etti. Anti-liberal bir sol parti kurmak amacıyla 2008 yılında Sosyalist Parti’den ayrılan Jean-Luc Mélenchon’un aksine Benoît Hamon, daima parti içinde kalmayı seçti. Hatta işçi düşmanı Hollande-Valls hükümetinde yalnızca dört ay olsa da Milli Eğitim Bakanlığı dahi yaptı, ta ki muhalefeti nedeniyle kapıdışı edilene kadar.

Peki, Hamon’un süpriz bir şekilde Sosyalist Parti adayı seçilmesini nasıl değerlendirilmeliyiz? Birtakım “komünistler” gibi, bu partinin ne kadar “piyasacı” olduğundan dem vurup, Hamon’un programının radikal olmadığını söyleyerek bir kenara mı çekilmeliyiz? Ya da işçi düşmanı politikalarla geçen beş yıllık fiyasko yönetimden sonra görece daha solda bir adayın seçilmesi, kitleleri denetim altında tutmak amacıyla yapılan, düzen içi basit bir işbölümünden ibaret mi?

Hayır. Önseçim gecesi Fransız kamuoyunda yaşanan deprem, bu soruların yanıtını apaçık ortaya koyuyor. Henüz seçim sonuçları açıklanmadan, televizyon stüdyolarında yayına çıkan Hollande-Valls destekçisi sağ kanadın üyesi, seçimi kaybetmelerinin olası olduğunu kabul ediyor ve hınçla ekliyordu:

“Hayır beyefendi. Hamon’u tebrik falan etmeyeceğim. Bugün sadece Manuel Valls değil, Sosyalist Parti, Fransız solu ve Fransa kaybetti. Çünkü ülke solu gerçekleşmesi imkânsız, ütopik bir politik programın ellerine düştü. Bu program hemen değiştirilmeli. Aksi halde Hamon’u Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklemeyeceğim.”

Manuel Valls ise partinin resmi adayı Benoî Hamon’u seçimlerde destekleyip desteklemeyeceği sorusunun üzerinden atlayarak, ona “iyi şanslar” dilediğini söylemekle yetindi. On yıllardır sağ kanadın her seçim zaferinden sonra parti solunu, kazanan aday etrafında koşulsuz birleşmeye çağıran bu kesim, şimdi ilk yenilgide tüm teamülleri bir kenara bırakarak, partinin resmi adayını seçimlerde desteklemeyeceğini ya da en azından destekler gibi yapacağını ilan ediyor. Üstelik henüz önseçim gecesi milyonların karşısında televizyondan! Ne tuhaf bir işbölümü olurdu bu!

Peki, Hamon’un programı kapitalizmden kesin bir kopuşu öngörüyor mu? Hayır. Hamon bir reformist mi? Kuşkusuz.

Hamon’un programı, milyonlarca emekçinin bugün her zamankinden yakıcı bir hal almış “iş, ekmek, barış” taleplerine yanıt olabilir mi? Kesinlikle hayır.

Hamon bu programdan dahi burjuvazi lehine tavizde bulunacak mı? Bulundu bile.

Ancak tüm bu olgular, Fransa’da derinleşen ekonomik kriz ile ayak sesleri duyulmaya başlanan politik kriz karşısında milyonlarca emekçinin sesini duymamıza engel değil.

Dünkü önseçim, ilk turun aksine yüksek bir katılıma sahne oldu. Aylardır bütün basında solun bu seçimlerde hiçbir şansı olmadığı ve solun adayının tüm anketlerde beşinci göründüğü şeklindeki yayınlara rağmen, 2 milyona yakın sol sempatizanı sandığa gitti. Üstelik bu seçmen profili, Sosyalist Parti’nin alışagelmiş “orta, orta-üstü sınıf, beyaz yakalı” seçmen profiline hiç uymuyordu. Fransız demokrasisinin görmeye hiç alışkın olmadığı işçi sınıfının alt katmanları, Fransız solunun bile dışladığı işçi sınıfının marjinal kesimleri, büyük şirket yanlısı tuzu kuru bir adayı yenilgiye uğratmak için belki de ilk kez sandığa gitti. Hem de bir partinin önseçimi için kurulmuş sandığa!

Fransız emekçileri, Hamon’a oy vererek, 1 milyon Euro’nun üzerindeki yıllık gelirlere %75 vergi koyulacağı vaatleriyle 2012 yılında iktidara gelen ve beş yıl boyunca büyük şirketlerin temsilciliğini yapan Hollande-Valls’ın kemer sıkma politikalarını cezalandırdı.

Fransız emekçileri, Marine Le Pen’in yabancı ve işçi düşmanı Ulusal Cephe’si ve 500 bin kamu görevlisini işten atma, çalışma süresinin arttırılması vaatleriyle işçi sınıfını ezmek için gelen “saf ve radikal” burjuvazinin adayı Fillon ya da Fillon’un aksine halkın rızasını üreterek burjuva gericiliğine meşruiyet sağlayabilecek olan, MEDEF’in gönlünde yatan gerçek aslan eli yüzü düzgün delikanlı Emmanuel Macron arasında bir seçim yapmak istemiyor.

Fransız emekçileri, büyük şirketlerin vergileri düşürülürken, işsizliğin ve çalışma süresinin artmasına, ücretlerin düşmesine, yani ekonomik krizin faturasının kendilerine çıkarılmasına artık “yeter” diyor.

Hamon’un zaferini, reformizmin bir başka versiyonun zaferi olarak yorumlamakla yetinmek, sınıf mücadelesinden hiçbir şey anlamamaktır. İşçi sınıfı bulabildiği her alanı mücadele alanına çevirir. Nasıl ki, Nisan-Mayıs döneminde Fransız işçi sınıfı, İş Yasası’na karşı yüzbinler olarak sokakları bir mücadele alanına çevirdiyse, şimdi de kemer sıkma politikalarını protesto etmek için sandıkları birer mücadele alanına çevirdi.

Burjuva medyanın propagandasının aksine Fransa’da “sol” ölmedi. Eğer önseçimlerde bir ölü varsa, Hollande-Valls çizgisi, neo-liberal kemer sıkma politikalarıdır bu. Emekçi kitleler, buldukları her fırsatta işçi düşmanı politika ve politikacıları cezalandırıyor. Kitleler mücadeleye hazır. Tek eksik, düzen içi çözüm önerilerine inanmayan geniş kitleleri etrafında birleştirebilecek gerçek bir sosyalist program.

CEVAP VER