İlk yazımızda, canlılığın cansız varlıklardan evrimleşmiş olduğunu savunan ve bunun hakkında pek çok önemli kanıt bulunduran Abiyogenez Kuram’ına ve onun en önemli sonuçlarından birine yani canlılık ile cansızlık arasında aslında gerçek bir ayrım bulunmadığına değinmiştik. Bu yazımızın konusunu ise; Abiyogenez Kuram’ının ortaya çıkışı ve onu ilk defa sağlam bir temele oturtarak gelecek çalışmalara ilham kaynağı olan Miller-Urey deneyi oluşturuyor.

Konuya girmeden, çok temel bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim: Abiyogenez Kuramı, cansız moleküllerin de evrim geçirdiği gerçeğine dayanır. Bu gerçeğe ise moleküler evrim adı verilir. Ve Kuram, cansızlığın doğal süreçler ile canlılığı nasıl oluşturduğuna odaklanmaktadır. Evrim Kuramı ise, doğadaki gelişim ve evrim yasalarını anlamaya dönük olarak oluşturulmuş bilgiler ve kurallar bütünüdür. Bir diğer deyişle, canlılık bir kez varolduktan itibaren bugüne kadar hangi yollarla değişerek geldiğini Evrim Kuramı inceler. Bu noktada diyebiliriz ki, Abiyogenez ve Evrim Kuramları birbirinden bağımsız ancak tamamlayıcı iki bilimsel kuramdır.

Abiyogenez Kuramı’na temel olacak ilk açıklama bundan 93 yıl önce 1922’de Sovyetler Birliği’nin ünlü kimyageri Alexander Oparin tarafından geliştirilmiştir. Oparin kimi kaynaklarda “20. Yüzyılın Darwin’i” olarak anılmaktadır. Bu unvanını, ilk canlının, cansızlıktan ve tamamen doğal süreçlerle nasıl oluşmuş olabileceğini bilimsel olarak açıkladığı “Canlılığın Kökeni Teorisi”ne borçludur. Oparin ve çalışma arkadaşı Haldane “Canlılık, cansızlıktan doğal süreçlerle başlamıştır.” iddiasını ortaya attıklarında kimse bu iddianın ileride bir gün çok sağlam kanıtlarla desteklenen – bir gerçek – olabileceğini düşünmemişti. Aynı zamanda kimse bu tepkimeyi gerçekleştirebilecek dönemin koşullarını bilmiyordu, bu yüzden de tartışmalar yaklaşık 30 yıllık bir süre boyunca teorik biyokimyasal temelde kaldı.

Tam otuz yıl sonra, Chicago Üniversitesi’nden Prof. Stanley Miller ve Prof. Harold Urey’in “Abiyogenez Deneyi” ismini verdikleri çalışma, hedefe yönelmiş doğru bir adım, bir ilk adım olarak kayıtlara geçti. O günden bugüne yapılacak, sayısız deneye ilham verdi, yol gösterdi. Onların sayesinde Kuram çok daha zenginleşeceği bir zemine oturmuş, bugüne kadar pek çok bilim karşıtı iddia ile çarpışarak –neredeyse- somut bir gerçek haline gelmiştir. Peki Miller ve Urey ne yapmışlardı?

İkili karşılarına çıkan ilk soruna, yaşamın nerede ve hangi koşullarda başlamış olabileceği sorusuna, bu başlangıcın atmosferik koşullarda gerçekleştiği cevabını vererek çalışmalarına başladılar. Burada, şunu belirtmek gerekiyor; bu çalışmanın sonucundan bütün olarak canlılığın oluşmasını bekleyemeyiz. İkili, canlılığın ilk evrimini mümkün kılabilecek moleküllerin tamamen doğal koşullar altında inorganik moleküllerden nasıl oluştuğunu göstermeyi amaçlamışlardı. Bu yüzden de soruya verdikleri cevap oldukça isabetliydi. “Miller ve Urey, gerçeğe oldukça yakın bir tahminde bulunarak ilkel atmosferde su (H2O), metan (CH4), amonyak (NH3), karbonmonoksit (CO) ve Hidrojen (H2) bulunabileceğini ileri sürdüler ve deney düzeneklerini buna göre tasarladılar.” Deney düzeneğine, ilkel atmosferde çokça rastlanan yıldırımları ifade etmesi için kıvılcım çıkaran elektrik telleri ve farklı sıcaklıklarda su da eklenmişti.

Deney sonuçları ise oldukça netti, birçok imkansızlık ve eksik yapılmış tahminlere rağmen, ilkel atmosfer koşullarında gazların kendiliğinden girdiği tepkimeler ile canlılığın yapısına katılan 20 aminoasit ve hatta katılmayanları dahi üretilmişti. Aminoasitlerin bu şekilde kendiliğinden ortaya çıkması, birçok bilim çevresini heyecanlandırdı. Onlardan sonra yapılan çalışmalarda, Miller-Urey deneyinin eksikleri kapatıldıkça daha da net sonuçlara ulaşıldı. Öyle ki neredeyse canlılığın yapısına katılan tüm organik moleküllerin, inorganik moleküllerden oluşabileceği ispatlanmıştır.

Sonuç olarak; SSCB’de Oparin tarafından ortaya atılan çalışmayı desteklemek için yapılan Miller-Urey deneyi, Abiyogenez Kuramı’nın küçük bir parçasıdır. Yapıldığı dönemde ilkel atmosfere ilişkin bilgilerimiz oldukça sınırlı olmasına rağmen başarıya ulaşmış, bilgilerimiz netleştikçe başarı oranı da artmıştır. Abiyogenez Kuramı dahilinde arka arkaya yapılan birçok farklı alandaki deneylerle de Kuram’ın gerçekliğe (yakın) uygun bir model olduğu ispatlanmıştır.

CEVAP VER