8 Mart’ta erkek, devlet ve patron terörüne karşı sesimizi duyurmaya!

0
1056

Son dönemlerde, AKP hükümeti ve egemen sınıfın, içerisinde bulunduğu krizin etkisiyle her alana dair ürettikleri yeni saldırı programlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz günlerde açıklanan “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı Eylem Planı (2014-2018)” metni de bütün bu saldırı politikalarının kadın halkasını oluşturuyor. 8 Mart’tan hemen önce açıklanan bu metinde çizilen genel tablo, daha öncekilerde olduğu gibi, “kadınlara müjde” adı altında, yine ve yeniden; kadınları esnek ve güvencesizliğe mahkûm eden, üzerlerindeki baskıları bırakın azaltmayı her anlamda arttıran, kadın-erkek eşitsizliğini derinleştiren ve bu doğrultuda biz kadınları her alanda sindirmeyi destur edinmiş saldırıların yeni bir ayağı olarak karşımızda.

Esnek ve güvencesizliğe mahkûm olmayacağız!

Kadınların yaşadığı baskıların belki de en önemlisi, esnek ve güvencesizliğe mahkûm olmak! Öyle ki, 2013 yılında Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması Raporu’ndaki verilere göre, erkeklerde kayıt dışı istihdam oranı %30’lardayken, kadınlarda bu oran %52’lere çıkmış durumda. Genç kadınlar içerisinde ise durum daha da vahim. Gençlik için zaten koşulların giderek daha kötüye gidiyor oluşuna, yalnızca kadın olmaktan kaynaklı sorunların da eklenmesiyle birlikte genç kadınlar üzerindeki baskılar daha da artıyor. Bu problemlerin yanına bir de yeni saldırı politikalarını kattığımızda, karşımıza korkunç bir gelecek tablosu çıkıyor; örneğin çocuğun doğumundan ilkokula başlamasına kadar geçen süre için, kadınların “kısmi zamanlı çalışma” yani part-time çalışmasının karar altına alınması, bu doğrultuda “özel istihdam bürolarının” da yaygınlaştırılacağının altının çizilmesi, hükümetin bizler üzerindeki yoğun sömürüsünü arttıracağının garantisi! Öyle ki neo-liberal politikalar, hem çocuk doğurarak sistemin ihtiyaçlarına yönelik ucuz işgücü sağlamamızı, hem de özel istihdam büroları ve part-time çalışma aracılığı ile esnek ve güvencesiz çalışma şartları içerisinde yoğun emek sömürüsüne maruz kalmamızı dayatıyor!

Kadın işsizlik oranlarının her daim normal işsizlik oranlarının üstünde seyrediyor oluşu ve bunun yanı sıra aynı işi yapan kadınların erkeklere oranla oldukça düşük ücret alıyor oluşu gösteriyor ki, önümüzde iki yol var; ya atölyelerden, fabrikalardan, iş hayatından tümüyle çekilip, evlere hapsedilmek -ki eylem planıyla birlikte gençlerde evliliği teşvik amacıyla çeyiz hesabı, çocuk doğurmaya teşvik vb. türden planlarla bu durum güvence altına alınmış durumda- ya da çalıştığımız yerlerde erkeklere oranlara daha düşük maaşlara razı olmak, her an işten atılma riskiyle burun buruna yaşamak ve güvencesiz, esnek işlerde çalışmak zorunda kalmak. Bunların yanı sıra var olan “kadın işi – erkek işi” ayrımı da kadınların yalnızca tekstil, çocuk bakımı, tarım vb. alanlarda istihdam edilmesinin ve diğer alanlardan bilinçli bir şekilde dışlanmasının önünü açıyor. Isparta’da çoğu kadın onlarca işçinin iş cinayetine kurban gitmiş olması ya da birçoğu tekstil fabrikasında çalışan kadınların esnek ve güvencesiz şartlar altında oldukça düşük ücretlerle parça başı işlere mahkûm edilmesi de “kadın işi” diye adlandırılan pek çok alanda çalışma koşullarının her anlamda korkunçluğunu gözler önüne seriyor.

Ev içi emek toplumsallaştırılsın ! Her iş yerine, mahalleye ücretsiz kreş !

Kadınların hem ev içinde hem de ev dışında çalışmak zorunda olduğu erkek egemen kapitalist sistemde okula, iş hayatına sorunsuz olarak devam edebilmek, biz kadınlar açısından ne yazık ki mümkün değil. Ev ve bakım emeğinin sadece kadınların sırtında olduğu bu cinsiyete dayalı iş bölümünün süregeldiği sistem içerisinde, kadınlara yönelik herhangi bir eylem programının veya politikanın, biz kadınlar üzerindeki baskı ve sömürüyü arttırmaktan başka bir işe yaramayacağı açık. Tam da buradan hareketle senelerdir süregelen bu politikaların daha da derinleşeceğini bu eylem programına bakarak anlayabiliyoruz. Örneğin “müfredatlarda aile kültürünün gelişmesine yönelik düzenlemeler” yapılacağının söylenmesi, hükümetin kadına biçtiği “annelik” rolünü pekiştirmek istemesinin ve ev işlerinin yalnızca kadının sorumluluğunda olduğunu benimsetmek istemesinin bir kanıtı! Yine aynı plana göre bir kamu kuruluşunda “kreş” açılmasının koşulu o kamu kuruluşunda “150!” kadının çalışıyor olması olarak gösteriliyor. Kadın/erkek gözetmeksizin, her iş yerinde, mahallede ücretsiz kreşlerin açılması gerekirken, çocuk bakımını salt kadının üzerine yıkmak ve bunu “Annelik kariyerdir!” söylemleri üzerinden meşrulaştırmaya çalışmak, tam da AKP hükümetinin kadın algısını gözler önüne seriyor. Kadınlara dair sistem içi getirilen her çözümün ne denli boş ve işe yaramaz olduğunu kanıtlayan bu politikalar, biz kadınları ikincil konuma itmek, bir yandan bizleri ev işlerine mahkûm ederken, bir yandan da part-time işlere yönlendirmek, ev içi işlerin tümünü üzerimize yıkmak ve bunların görevimiz olduğunu inatla söylemek üzerine kurulu. Sistemin kadına bakış açısının apaçık yansıması işte bu!

Erkek vuruyor, devlet koruyor !

2014 senesinde 281 kadın erkekler tarafından öldürüldü, öldürülen kadınların 23’üne ise öldürüldüğü sırada geçici koruma tedbiri uygulanıyordu! Yine geçtiğimiz yıl, resmi rakamlara göre 118 bin 14 kadın şiddet gördü. Bu sayıların her sene artıyor oluşu da gösteriyor ki mevcut hükümetin politikaları, sorunları çözmek yerine derinleştiriyor. Geçici koruma tedbiri sırasında bile kadınların öldürülmesinin engellenemiyor oluşu, hükümetin kadın politikasının iflasını kanıtlar nitelikte. Bu politikalar, kadınları değil, aile yapısını korumak adı altında kadınları susturmak, sindirmek amacıyla; kadınları en temel haklardan dahi yoksun bırakmak üzerine kurulu. Kadınların şiddete ses çıkartmalarına dâhi engel olunmaya çalışılması, tüm bu politikaların sorunları derinleştirdiğini gösteriyor.

Tüm bu saldırı politikalarının derinleştiği ve hükümetin kadın politikalarının apaçık bir biçimde kadınlara sömürü ve daha çok sömürü dışında, başka hiçbir şey vaat etmediği erkek egemen kapitalist sistem içerisinde biz kadınlar tüm bu sorunların çözümü için, birer politik özne olarak, alanlarda olmalıyız. Kadın mücadelesinin sembol günlerinden biri olan 8 Mart’ta, biz genç kadınlar da tüm bu sorunların üzerimizde yarattığı çifte baskı ve sömürü koşullarına inat, sokaklarda, alanlarda, meydanlarda, okullarda, iş yerlerinde, kısacası hayatın her alanında bu kadın düşmanı politikalara karşı kendi politikalarımızı geliştirmeli, “eşdeğer işe eşit ücret” , “güvenceli iş, güvenli gelecek” ,“her işyerine ücretsiz kreş” talepleriyle örgütlü mücadeleye devam etmeli ve alanlarda olmayı sürdürmeliyiz!

CEVAP VER