4 Ay 3 Hafta 2 Gün

0
1174

Gündelik hayattan yola çıkarak “4 Ay 3 Hafta 2 Gün” adlı oldukça özgün bir film yaratmayı başarabilmiş bir sanatçı Cristian Mingui. Romanya doğumlu senarist ve yönetmenin 2007 yılında çekmiş olduğu bu film; 1987 senesinde, Romanya’da geçiyor ve bu dönem boyunca ülkede diktatör Nikolay Çavuşesku’nun hâkimiyeti söz konusu. 1965 yılında iktidara gelmiş olan Çavuşesku yalnızca bir sene sonra kürtajı yasakladı ve bu konuya dair düşüncelerini şu şekilde dile getirdi; “Cenin tüm toplumun malıdır. Her kim ki çocuk edinmekten kaçınır, o kişi toplumun sürekliliğinin gerektirdiği yasalara karşı gelen bir dönektir” . Bu dönem boyunca iş yerlerinde “regl polisi” olarak adlandırılan kişiler tarafından düzenli olarak kadınlar toplandı, hamilelik testi uygulandı. Sürekli olarak hamile kalmadığı tespit edilen kadınlar, “bekâret vergisi” ödemek zorunda bırakıldı. Dolayısıyla, devlet tarafından kadınların üzerinde çok ciddi bir baskı kurulduğundan söz etmek mümkün.

Film ise tüm bu arka plan eşliğinde Otilia ve Gabita adlı iki üniversite öğrencisinin yaşadıkları üzerinden şekilleniyor. Bükreş’te bir yurtta kalan ve oda arkadaşı olan iki kadın, Gabita’nın kürtaj olabilmesi için, yasadışı olarak bu işlemi gerçekleştirecek olan Bay Bebe ile iletişime geçiyor ve bir otel odasında randevu ayarlıyorlar. Bu işlem süresince ve sonrasında; Otilia erkek arkadaşıyla olan ilişkisini, kürtajı, yoksulluğu, taciz ve tecavüzü, özgürlüğü, sınıflar arası uçurumu irdeliyor. Filmin başarısı ise tüm bu meseleleri izleyenlere de irdeletiyor olmasında yatıyor.

Bugün, filmin geçtiği dönemden yaklaşık 20 yıl sonra dahi, kadının bedeni üzerinden şekillenen nüfus politikalarına şahit olmak mümkün. “Her kürtaj bir Uludere’dir. Bu milleti silmek için sinsice bir plandır” söylemlerinin yükseldiği dönemde, kürtajın yasaklanması yönünde bir yasa tasarısı sunuldu ve bu tasarı kadınların gerçekleştirdiği kitlesel eylemler neticesinde geri çekildi. İşte film bizlere, mücadele etmekten vazgeçtiğimiz takdirde neler yaşayabileceğimize dair gerçekleri sunuyor ve sistemin her defasında yeniden ürettiği; bedenimizi, kimliğimizi ve emeğimizi sömürmeye yönelik geliştirdiği politikalarla mücadele etmenin önemini bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

CEVAP VER